12 Ocak 2018 Cuma

ÇOCUKLARIN HAYAL DÜNYASINI RENKLENDİREN "PİNO" İLE BULUŞTUK

Pınar Büyükgüral nam-ı diğer Pino, 2005’ten beri Pinomino ismiyle tanıdığım blog yazarı arkadaşım. 2007 yılından bugüne TÜBİTAK, Bilim Çocuk ve Meraklı Minik dergileri için çizimler ve maketler yapıyor.

İkimiz de Ankara’da yaşamamıza rağmen tanışmamız bu yıla kısmetmiş. Bilkent Station’daki Alışveriş ve Tasarım Günlerinde standında kendisini ziyaret ettim. Yıllardır birbirimizi takipte olduğumuz için sımsıkı sarıldık eski dostlar gibi. Pino’ya merak ettiklerimi sordum. Bu keyifli söyleşiyi okumaya ne dersiniz?

ÖNEMLİ OLAN ÇOCUĞUN DÜŞ DÜNYASINA RENK KATABİLMEK

“Çocuklar için çizmek, tasarlamak, üretmek benim için bir aşk! Renkli dünyama hoş geldiniz” cümleleri ile blog dünyasına adım atmışsın. O günlerden bugüne Pino’nun hayatında neler değişti?

Bloguma ilk başladığım yıllarda amacım çizimlerimi paylaşmak aynı zamanda henüz bebek olan Arda ve Deniz için bir günlük tutmaktı. O sıralar çocuk kıyafetleri tasarımcısı olarak çalışıyordum. Bebekler ve çocuklar için giysiler tasarlıyor, kumaş desenleri çiziyordum. Tam 8,5 yıl boyunca renklerim, desenlerim kumaşlarda, bebeklerin ve çocukların kıyafetlerinde hayat buldu. Çok severek yaptığım bir işti ama zaman içinde kalbim çocuk kitapları resimleme alanına doğru kaydı. Çocukların dünyasına çizgilerimle dahil olmak istedim. 2006 yılının Kasım ayında, işimden ayrıldığımın ertesi günü, o dönem TÜBİTAK Meraklı Minik Dergisi’nin yayın yönetmeni şu an en yakın dostum olan Meltem Yenal Coşkun’dan bir telefon geldi. 2007 yılının Ocak ayında yayın hayatına yeni başlayacak olan erken çocukluk dönemi için hazırlanan Meraklı Minik dergisinden bahsetti. Beni bloğumdan keşfetmişti ve çizip yapıp yapamayacağımı soruyordu. Tabi ki uçarak “Evet” dedim. 5 ay boyunca hem Meraklı Minik hem de Bilim Çocuk dergileri için evimden çizimlerimi yolladım sonrasında ise tam zamanlı çalışan olarak işe başladım. O gündür bu gündür aynı heyecanla üretmeye devam ediyorum.

Pınar’ın bir günü nasıl geçiyor? Karakterlerini yaratırken sana en çok  ilham veren ne oluyor? Karakterlerinin çocuklara daha çok hangi mesajı vermesini seviyorsun ?

Klasik bir devlet çalışanı olarak günüm sabahın erken saatlerinde başlıyor. Her iki dergi için çizim yaptığımdan dolayı yoğun bir çalışma tempom oluyor. Bir çizim bitip bir diğeri başlıyor.  Bunun dışında yaptığım çizimler sadece kendim için olanlar, içimdeki duygular bir şekilde akıyor çizgilerime. Çocuklara bir mesaj verme kaygım yok. Zaten çocuklara mesaj vermeyi de sevmiyorum, çocukların da bundan hoşlandığını sanmıyorumJ  Benim için önemli olan çizimlerimi eline alan bir çocuğun hayal dünyasında iz bırakabilmek, düş dünyasına renk katabilmek.



Çocukluktan beri resme merakın ve kabiliyetin var mıydı? Tasarım ve çizim hayatına nasıl dahil oldu? Hayatta örnek aldığın rol modelin kimdir?

Kendimi bildim bileli çiziyorum ve inanılmaz keyif alıyorum. Okul zamanlarında hep sergilenirdi çizimlerim. Üniversitede istatistik bölümünde eğitimime başladığımda karar verdim tasarım okumayaJ Yaklaşık 4 yılım benim burada ne işim var ile geçti. Bu süreçte hafta sonları 2 yıllık Moda Tasarımı kursuna devam edip sertifikamı aldım. Üniversiteden mezun olduktan sonra da hayalimi gerçekleştirebildim. ODTÜ Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümüne yüksek lisans öğrencisi olarak kabul edildim. Çocuk parklarında bulunan dış mekan oyuncakların tasarımıyla ilgili çalışmalar yaptım ve bu  konu üzerine tezimi yazarak eğitimimi tamamladım.
Hayatta örnek aldığım rol modelim yok ama çalışmalarını severek takip ettiğim sanatçılar var, her biri benim için ayrı ilham kaynağı olabiliyor.

BOYALARA DOKUNMAK, KAĞIDIN DOKUSUNU HİSSETMEK
 MUTLU EDİYOR

Son zamanlarda bir çok anne bloğu yazarı çocukları ve annelik ile ilgili kitaplar yayımladılar. Sen,  iki oğlunu çizgi roman karakteri olarak hayal edip çocuk kitabı yapmayı hiç düşündün mü?

Bloğumda ailecek yaşadığımız olayları çok kereler çizimlerime taşıdım ama kitap haline getirmeyi hiç düşünmedim. Bloğuma başladığımda iki bebek olan Arda ve Deniz artık farklı ilgi alanları olan iki genç. Onlarla yaşam yeterince çizgi roman gibi şu sıralar J

Çizimlerini bilgisayarına bağlı bir çizim tabletinde özel bir kalem kullanarak çizdiğini okudum Meraklı Minik Dergisinde. Çizmekten en fazla hoşlandığın karakterin hangisi? Son yıllarda teknolojinin bu kadar çok gelişmesi seni nasıl etkiledi, teknoloji ile aran hep iyi miydi?

İşyerinde hızlı çalışmam gerekiyor ve çizim tableti işimi kolaylaştırıyor. İşe başladığım 90’lı yılların sonunda  mouse ile çizim yapıyordum. 2000’li yılların ortasında Wacom Intous tablet kullanmaya başladım. 2010’larda ise Wacom Cintiq’ler hayatımıza girdi. Yani direkt olarak tablet üzerine çizim yapabiliyorsunuz. İş hayatında teknoloji ister istemez hayatınıza giriyor. İş dışında bilgisayar kullanmadan çizim yapmayı daha çok seviyorum. Boyalara dokunmak, kağıdın dokusunu hissetmek daha çok mutlu ediyor beni.

Sürekli kendini geliştiren bir sanatçısın. Seramik ile uğraşıyor ve kolye uçları, tabaklar, biblolar tasarlıyorsun. Dergide iki boyutlu yaptığın çizimlerin üç boyutlu hale gelip seramik objelere dönüşmesi hikayesini bize anlatabilir misin?

Seramikle 2009 yılında sevgili arkadaşım seramik sanatçısı Tuğçe İz sayesinde tanıştım. İki yıl boyunca onun eğitmenliğinde kilden objeler tasarladık, hem çok eğlendik hem de terapi oldu bana seramik. Sonrasında çocukların okulları ve  iş yoğunluğu nedeniyle ara vermek zorunda kaldım. Geçen yıl Duygu Yüce Atölyesi’nde yeniden başladım seramiğe. Çamuru şekillendirmek, yaptığınızın işin fırına girmesi, sırladıktan sonra yeniden o fırından bambaşka bir şekilde çıkması sihir gibi.
Şu sıralar 19 Ocak’ta Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde atölyemizin karma sergisi için hazırlanıyoruz. Seramik konusunda yolun daha çok başındayım. Umarım zaman içerisinde bilgi ve deneyimimi ilerleterek seramiği hayatımın büyük bir parçası haline getirebilirim.



ÇOCUK KİTAPLARI VE MÜZİK  İLHAM KAYNAKLARI

Motivasyonun düştüğünde sana ivme kazandıran şey genelde ne oluyor? Çizerken müzik dinler misin? Sana ilham veren kitaplar, müzikler hangileri?

Motivasyonum düştüğünde temiz hava iyi geliyor. Saatlerce tabletin başında sabit şekilde oturup çizim yapmak sağlığı çok zorlayan bir şey. Ne yazık ki tam zamanlı çalışan olduğunuzda tüm gününüzü kapalı alanda bilgisayar karşısında geçirmek durumunda kalıyorsunuz.
Çizerken müzik dinlemeyi çok seviyorum, bazen de bir film açıp dinliyorum. Çalışma ortamımız açık ofis o nedenle yaptığımız işe odaklanmak için kulaklarımızı tıkamak gerekiyorJ Eskileri dinlemeyi seviyorum, Smokie, Beatles, Carpenters, Tom Waits, Neil Young böyle devam eden bir listem var J İlham veren kitapların arasında da Vincent van Gogh - Theo’ya Mektuplar, John Berger – Sanatla Direniş ilk aklıma gelenler. Çocuk kitapları da apayrı ilham kaynakları benim için. Bakınca mutluluk veren, içimi ısıtan çizgileriyle Oliver Jeffers’in kitaplarını çok seviyorum.


Pino hayata hangi gözlüklerle bakıyor? Geleceğe dair hayallerin, beklentilerin neler, geleceğe dair planlarından bahsedebilir misin bize?

Sevdiği işi yapan şanslı azınlıktanım. Geleceğe dair hayallerim yine üretmek üzerine. Seramikle uğraşmayı, bir atölye açabilmeyi hayal ediyorum.
Kendime belli bir süre verdim, bu süre dolduğunda kurumsal hayattan çıkıp tüm zamanımı canımın istediği şekilde harcamak istiyorum. Tek dileğim içimdeki heyecanın yitip gitmemesi ve yaşamımın sonuna kadar hayallerimi gerçekleştirebilmek. 

11 Ocak 2018 Perşembe

YABANCI DİZİ ÖNERİSİ "This is Us"

Pınar önerdi röportajımızdan sonra sohbet ederken bu diziyi
"This is Us" bir Aile dizisi, her bir bireyin  geçmişi ve şimdiki halleri ile harmanlanmış yaşam hikayesi gayet ilgi çekici bir şekilde anlatılıyor,
Aslında ben daha çok Fringe, Stranger Things, Black Mirror, Sense 8 gibi bilimkurgu ve fantastik  türden dizileri severim,
Ancak bu dizide ilk bölümden hikayeye bağlanıyorsunuz, ilk sezonun 5 bölümünü arka arkaya izledim,
Dizi 3 sezon,
Her yönüyle insanı anlatıyor aslında bize,
İnsanoğlunun gel gitlerini, iyi ve kötüyü, tesadüfleri, kaderi, 
Babamız veya annemizin bebekliğini ve şimdiye kadarki yaşamını izleme şansımız olsaydı nasıl olurdu?
Son günlerini yaşayan dedemiz çocukluğundan beri neler yaşadı, nasıl bir hayatı oldu?
Karakterlerinin içsel sorgulamaları, ilişkilerinin irdelenmesi, geçmişteki pişmanlıklar, bunun yansıra da güncel hayatlarının doğal akışını izliyoruz,
Bizim dizilerimiz gibi ağdalı, bakışmalı, anlamsız uzun tiradlı sahnelerden sonra Yabancı Dizi izlemek bana iyi geldi,
Belki sizler de bir göz atmak istersiniz...

8 Ocak 2018 Pazartesi

ABANT'A GÜNÜ BİRLİK HAFTA SONU GEZİSİ İZLENİMLERİ



Kahvaltı yapmadan çıktık Ankara'dan yola Abanta kahvaltı yaparız, gölün çevresinde yürüyüş, fotoğraf çekimi yapar döneriz diye niyet ettik.
Ankara-Abant arası 227 km. Yaklaşık iki buçuk saatte varıyorsunuz.

Abant Gölü ve çevresinin bitki zenginliği, ayrıca büyük bir açık hava rekreasyon potansiyeline sahip bulunması nedeniyle yörenin 1150 Hektarlık bölümü, 1988 yılında “Tabiat Parkı” olarak koruma altına alınmış.
Hemen girişte Abant Göl Restaurant Kafede kahvaltı yaptık. Serpme kahvaltı kişi başı 40 TL. İki kişilik kahvaltıda sahanda 2 Sucuklu yumurta ve 2 adet paçanga böreği var. Kızarmış ekmek ile diğer kahvaltılıklar ve termosla çay geliyor. Doyurucu bir kahvaltı ama ahım şahım değil. Göle sıfır olan bir yerde kahvaltı yapmak keyifliydi. Yüzen kuşları izleyerek.
Göl alanı 125 hektar olan gölün denizden yüksekliği 1325 metre, Çevresi 7 km. olan gölde, faytonlar ile gezebilir, ata binebilirsiniz. Ata binmenin fiyatı ise 10 dk sı 20 TL'idi. 
Benim rastladığım at çok ama çok uysaldı, 2 yaşındaydı. Nasıl güzel bir hayvandı, uslu uslu durup fotoğraf çekmemize müsaade etti.

Piknik, kamp, sportif olta balıkçılığı yapabiliyor. Doğa yürüyüşü yapıyorsunuz ve  bisiklet de kiralayabiliyorsunuz. , Hatta Çepni Yaylasında yamaç paraşütü yapılabiliyormuş.


Göl çevresi o kadar güzel bir ormanla kaplı ki. Ağaçları kucaklamaya doğayı hissetmeye doyamıyorsunuz.  Sarıçam, karaçam, kayın, meşe, kavak, dişbudak, gürgen, söğüt, ardıç ağaçları ve ormangülü, ılgın, fındık, muşmula, papazkülahı, alıç, çobanpüskülü, kuşburnu, eğrelti, böğürtlen, çilek, nane, ahududu, sarmaşık, ısırgan, atkuyruğu ve çayır otları başlıca ağaç ve ağaççıkları sizi büyülü bir atmosfere sokuyor.

Gölün kenarlarında  çeşitli su bitkileriyle ve nilüferlerle dolu ama görebilene :))
 Abant Gölünün etrafında yükselen yamaçlarında ise Abant Çiğdemi (Crocus Abantensis) endemik olarak bulunuyormuş.
Park içinde bulunan satış reyonlarında ise bölgede üretilen yöresel yiyecek ve hediyelik eşyalar satılıyor. 


Biz de oraya özgü Karakovan Balı aldık. Mahocum tadına bayıldı. Köy ekmeği, sepet peyniri, tarhana , kuşburnu, çilek ve böğürtlen reçeli aldık. 


Ayrıca göl çevresinde bungalov evler, kamp ve piknik alanları ve iki adet lokanta bulunuyor.
Abant Göl Restaurant Cafe'de kahvaltı yaptık. Biraz yürüyüş ve fotoğraf çekimiyle üşüdük.
Abant Çamlık Restoranda ise sıcacık tarçınlı şekersiz salep içtik.
Şöminede yanan odunları izlemek bile insanı rahatlatıyor. Küçük kaçamaklar yapmak hem ruha hem bedene iyi geliyor. Şiddetle öneririm.
Faytona binmedik sadece fotoğraflamakla yetindim.
Hava da Ocak ayına rağmen çok ılımandı. Rüzgar estiğinde üşüdük sadece.


Atın suya yansımasını ise kaçırmamak lazımdı :))


Sarılırım ben de ağaca herkes gibi. Hayranlıkla, özlemle, saygıyla....
Doğadan uzak yaşadığımız her dakika aslında bizden alıyor,
Büyük şehirde ağaç, ot, çimen görmek neredeyse imkansız oldu malesef,
Doğaya saygıyla yaşamayı ne zaman öğrenecek acaba insanoğlu,
Yeşil binalar, çevreye duyarlı yatırımlar, tasarruf o kadar da zor değil,
Sonradan çok pişman olacağız ama iş işten geçecek.....
Ata binip gitmeyi koşturmayı ben de isterdim ama, sadece fotoğraf çekinmekle yetindim bu sefer.
En sevdiğim ise şöminenin başında sa de Türk Kahvesi elimde kitabımı okumak, çıtır çıtır yanan odunun sesi ile birlikte.
Sağolsun Mahocum da fotoğrafçılığımı yaptıysa artık benden mutlusu yok :))

6 Ocak 2018 Cumartesi

"ARİF V 216" İLE GEÇMİŞE YOLCULUK

Arif V 216

Eski Türk Filmlerine bir düşkünlüğünüz varsa, benim gibi 70'leri yaşamışsanız daha çok seveceksiniz bu filmi.
69'a ışınlanan Arif ve 216'nın macerasını anlatıyor film. 
1985 yılında yayınlanan "Geleceğe Dönüş" filmini hatırlatıyor mütemadiyen. 
Bu zamanda yolculuğunda o dönemin tüm klişelerine göndermeler var,
Filminde "İyi olmak ve insan sevgisi" vurgulanıyordu,
"İyi İnsanlar sadece Filmlerde Olur" klişesini  yıkmaya çabalıyordu Arif ve Pembe Şeker,
Ayhan Işık, Cüneyt Arkın, Filiz Akın, Ajda Pekkan, Sadri Alışık ve Zeki Müren, Barış Manço....
Türk filmlerindeki diyalogları, şarkıları ile karakterler bizi geçmişe götürdü ,
Eski film artistlerine ve şarkıcılara  bir saygı duruşu vardı filmde,
Çağlar Çorumlu Zeki Müren rolünün hakkını vermiş,
Hafızalarımıza kazınmış Zeki Müren repliklerini tekrar duymak bizi gülümsetti,
Zeki Müren kostümlerinin bire bir aynısını Arif'in üzerinde görmek çok eğlenceliydi,
Cem Yılmaz filmin Galasında, " yazdığım en iyi, en aklı başında senaryo en iyi filmim" demiş. 
Bence de ileride televizyonlarda Geleceğe Dönüş filmi gibi tekrar tekrar izlenebilecek bir film olmuş. Zaten Cem Yılmaz da bunu öngörmüş olmalı ki, "Arif V 216 uzun süre gidecek bir film 2025'te bile izlenecek" diye açıklama yapmış.

Ediz Hun'un filmin sonunda yer alması da Türk Sinemasının bu unutulmaz jönü için bir hoşluk olmuş,
Özellikle de Çevreci olduğunu bildiğimiz Ediz Hun'un 216'ya yaptığı güneş paneli çok iyi bir mesaj vermişti,
Zefer Algöz,Ozan Güven ve Özkan Uğur Cem Yılmaz filmlerinin vazgeçilmez oyuncuları,
Seda Bakan kör Pembe Şeker'i  şahane canlandırıyordu, doğal oyunculuğu ve inandırıcılığı ile çok başarılıydı,
Tüm esprilerde bir yerlere göndermeler vardı,
Görsel efektler çok iyiydi,
Çok emek harcandığı belliydi,
Gençlerin filme tepkisinin ne olacağını bilemiyorum,
O yılları ucundan bucağından yakalayan veya yaşamış olanların veya Eski Türk Filmi sevenlerin daha çok zevk alacağını düşünüyorum filmden,
İki buçuk saatlik filmde eğlenceli bir vakit geçirdim,
Hem müziklerini sevdim, hem görselini.  
Sevdiğim oyuncuları izlemenin keyfiyle sinema salonundan ayrıldım....

'Zekice bir film, çok zarif, vefalı' Türk Sinemasına bir selam çakıyor

Sadri Alışık ile Turist Ömer'in (Kerem Alışık) bir araya geldiği sahne ise filmin en duygusal sahnesi, baba oğul helalleşiyordu,


Filmin müziklerini ise çok başarılı,
Yarı müzikal bir film olmasını sevdim ben,
 70'li 80'li 90'lı yılların hit patçaları

Arif V 216 Filminde Çalan  Müzikler

Arif Işık şarkıcı olarak parladı ve o sahnelerde bol bol müzik dinledik,
Tarkan "Kuzu Kuzu"
Mustafa Sandal'dan  "Onun Arabası Var"
Adnan Şenses'den  "Bizim Mahalle"
Sezen Aksu'dan  "Kaç Yıl Geçti Aradan
Ajda Pekkan'ın "Boşvermişim Dünyaya" "Milyonzade" şarkılarını Farah Zeynep Abdullah seslendirdi, onu sahende dinlemeyi çok sevdim,
"Unutursam Fısılda" daki gibi yine rolünün hakkını veriyor,
"Sen bir Yana Dünya Bir Yana"yı Seda Bakan'dan dinledik
Yukarıda saydıklarım aklımda kalanlar sadece...

Filmin Konusu:
Robot olan 216, insan olmanın hayalini kurmaktadır. Uzaydan dünyaya çok sevdiği arkadaşı Arif’in yanına gelir ve insan gibi yaşamaya başlar. Sıradan insanlar gibi bir yaşam sürmeye çalışsa da farklılığı kimsenin dikkatinden kaçmaz. Yeni yaşantısını alışmaya çalıştığı sırada aşk da kapısını çalmıştır. Robot olduğunu herkesten saklamaya çalışan 216 bunu başaramaz. 216’dan ilham alan bir iş adamı, onu herkese tanıtıp kopyalarını yapmak ister. Sunduğu cazip tekliflerle 216’yı kandırmayı başaran iş adamı, onun sayesinde geleceği değiştirecektir. Arif bu korkunç planı öğrenir ve hem dünyayı hem de 216’yı kurtarmak için bir mücadeleye girişir.
Yönetmen: Kıvanç Barunönü