30 Haziran 2016 Perşembe

ŞOK, ACI ve YAS

Teröristlerin neden bu tür eylemler yapıp hem masum insanları öldürdüğünü hem de kendilerini patlattığını sordu oğlum dün akşam,
"Bunlar normal olamaz, muhakkak beyinleri yıkanmış, uyuşturulmuş, bilinç yoksunu, gözü dönmüş cani insanlardır"  dedim,
Kim ne için böyle vahşi bir eylemi gerçekleştirebilir ki?
Yitip giden tesadüfen orada olan tüm Can'lara Allahtan rahmet diliyorum,
Yakınlarına bu bayram öncesi bol sabırlar,
Ancak hiçbir söz onların yüreğindeki acıyı durduramaz farkındayım,
Başka terör eylemleri olmasın diye dua ediyorum,
Benim elimden sadece Dua etmek geliyor....
#prayistanbul #prayturkey

24 Haziran 2016 Cuma

CEMALNUR SARGUT KONUŞSUN BEN DİNLEYEYİM


Çarşamba günü Hürriyet'te Gülben Ergen'in Cemalnur Sargut ile röportajı vardı okumanızı tavsiye ederim. 

Televizyonda ilk kez Gülben Ergen'in sabah programındaki sohbetine denk gelmiştim. Ne kadar mütevazi, ne da kadar hoşgörü ile anlatıyor İslamiyeti diye düşünmüş ve içime bir sıcaklık yayılmıştı.

Zaman içerisinde kitaplarını okudum, sohbetlerini dinledim. "Onun anlattığı din, benim dinim, ne kadar da güzel anlatıyor demiştim. Hz. Mevlana'nın tasavvufu insanları dine, sevgi ve hoşgörü ile yakınlaştırıyor. Güzel huyların insana kazandıracağı değerleri öyle güzel anlatıyor ki. Peygamber Efendimize "Din Nedir?" diye sorulduğunda cevabının; "Din güzel ahlaktır " olduğunu ilk Cemalnur Sargut'tan duymuştum.

Dini çocuklara Allah'tan korkutarak değil sevdirerek anlatmalı. Bizi seven kucaklayan, affedici olan, hakiki Allah'ı anlatmalı. Bazı din ulemalar,ı cehennem ateşine atılmaktan korkutarak İslamiyeti anlatmaya ve uygulamaya çalıştıkça insanları daha da uzaklaştırdıklarının farkına varırlar umarım. 

Bahsettiğim röportajdan çok sevdiğim yerleri paylaşmak istiyorum sizlerle;

1. İslam çok kıymetli bir din. Kolay bir din de değil. İnsanın ahlâkını düzeltmesi kolay olmuyor. Dedikodu yapmayacaksın, kıskanmayacaksın, öfkelenmeyeceksin… 

2. Bugün kaybettiğimiz en büyük değer peygamber devrinde yaşanan İslam’ı yaşayamamamızdan ileri geliyor. Peygamberimizin o sonsuz hoşgörüsünü, tevazuunu, sevgisini.

3. Masaya bile kuvvetlice vuramazsın çünkü bunun içindeki milyonlarca atom Allah diye dönüyor.

4.  Allah sana lütfettiği için oruç tutabiliyorsun, onun için inşallah Allah’ın sayesinde tutmaya çalışıyorum diyeceksin. 

5. Yapılan ibadetler Allah’ın bize bir lütfudur.

6. Tasavvufla ilişkisi artınca insanlar hastalıklarına misafir gözüyle bakmaya başladı. Misafir diye kabul ettikten sonra hastalık vücuduna zarar vermiyor. 

7.  Tasavvufla yaşamak tevazu demektir. 

Ramazan ayı boyunca her gün Cemalnur Sargut'un yaptığı sohbetleri  buradaki linke tıklayıp izleyebilirsiniz. 

21 Haziran 2016 Salı

EN LEZZETLİ TATLI TARİFLERİ TENCERE TV'DE

                                                                                 Fotoğraf :İskandinav Evim

Tenceretv Bu Ramazan ayında en çok uğradığım site oldu,
Sevgili Asu çok sevdiğim blogger arkadaşım öyle güzel tarifler veriyor ki,
Denediğim tüm tatlı ve yemekler harika oldu,
Tavsiye ederim sizlere de her gün iftar menüsü de veriyor sayfasında,
tarifleri de kendisi gibi tatlı mı tatlı,
Gülünce gözleri gülen, yüreğinin güzelliği yüzüne yansıyan bir insan Asu,
                                                                Çilekli Magnolia
İsmi gibi kendi de çok fiyakalı bu tatlı evdekilerden tam puan aldı
Sibel Çilekli Manolya diyerek yaptı o da çok beğendi,
Benim muhallebim biraz sıvı oldu,
Un ve nişastayı silme kaşık yapmıştım bitraz dolu dolu olmalıydı sanki,
O nedenle de Asu'nun fotoğraflarındaki gibi kupların görseli güzel olmadı,
Ama lezzeti süperdi,
Sadece dolapta 1-2 saat bekletip hemen tüketmenizi tavsiye ederim...
Malzemeler:
  • 1 litre süt
  • 1 su bardağı toz şeker (klasik küçük bardak) 
  • 2 yemek kaşığı nişasta (mısır veya buğday olabilir)
  • 2 yemek kaşığı un
  • 1 litre süt
  • 1 paket vanilya
  • 1 paket çiğ krema (200 ml)
  • 1 paket bebe bisküvisi (ben kalan kurabiyelerimi çektim robottan) 
  • 300-400 gr taze çilek
Yapılışı:
Çilekler yıkanıp, dilimlenir. Bebe bisküvisi robottan geçirilip ufatılır. Un, nişasta ve toz şeker tencerede iyice karıştırılır. Üzerine süt eklenir. Yumurta sarısı ve süt kreması da eklenerek karıştıra karıştıra pişirilir. Kaynadıktan sonra 2-3 dakika  daha kısık ateşte pişirilir. Vanilya eklenir, karıştırılır. Kup, bardak veya kase servis için tercih edeceğiniz kaplara bir kat puding, bir kat çilek, bir kat bisküvi şeklinde dizilir..
                                         Çilek Soslu Poke Kek

Bu keki ise iftar davetim için denedim,
Tam puan aldım Asu'nun sayesinde,
Sadece benim deliklere muhallebi fazla girmemişti,
Bir dahaki sefere krema şırıngası ile deliklere dolgu yapmayı düşündüm,
Malzemeler:
  • 3 yumurta
  • 1 su bardağı toz şeker
  • 1 su bardağı süt (ılık)
  • 1 çay bardağı sıvı yağ
  • 1 yemek kaşığı kakao
  • 80 gr bitter çikolata
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 paket vanilya
  • Aldığı kadar un (ben iki su bardağından biraz az kullandım)
Puding malzemesi:
  • 1 litre süt
  • 1 su bardağı toz şeker
  • 3 yemek kaşığı un
  • 1 yemek kaşığı tereyağı
  • 1 paket vanilya
Sos malzemesi:
  • 500 gr çilek
  • 1 çay bardağı toz şeker
  • 1 tatlı kaşığı nişasta
Yapılışı:
 Kek için yumurta ve toz şeker iyice çırpılır. Üzerine sıvı yağ ve süt eklenir, karıştırılır. Un, kakao, kabartma tozu, vanilya beraber elenir. Sıvı malzemeye eklenip karıştırılır. Çikolata benmari usulü eritilir, kek malzemesine karıştırıp yağlanmış tepsiye dökülür. Önceden ısıtılmış fırında 170-180 derecede içini çekene kadar pişirilir.                                                      Fırından çıkan kek biraz dinlendirilir. Ilıdıktan sonra oklava veya yuvarlak şekil çıkaracak bir aparatla delikler açılır.
Muhallebisi için vanilya ve tereyağı hariç bütün malzemeler karıştırarak pişirilir. Önce açılan deliklere muhallebi doldurulur. Kalan muhallebi kekin üzerine yayılır.
 Çilek sos için, çilekler doğranır. Toz şekerle beraber ocağa alınır (su eklemeyin, kendisi sulanıyor) Nişasta, 3-4 yemek kaşığı suyla eritilir, kaynayan çilekli sosa ilave edilir. 2-3 dakika kadar kısık ateşte kaynatılır. Muhallebinin üzerine yayılır (kekin muhallebisi soğumuş olmalı). Dinlendirilip servis yapılır...
Ramazan'da oruç olunca kafayı yeme içmeyle bozdum,
Son 3 posttur tatlı tarifi verdiğimin farkındayım :)))
Gerçi gün içinde şükür hiç acıkmıyorum,
Arada susuyorum ama genelde rahat geçiyor,
İftarda ise çorbayı içtim mi doymuş hissediyorum,
Pide ve tulum peyniri en favori iftarlığım,
Tatlıya yer kalmıyor desem,
Yapıp edip yiyememek de fena,
İftardan 1-2 saat sonra yiyebiliyorum ancak,
Yumurta sarılarını kullanıp da beyazları elimde kalınca beze yapayım dedim,
3 yumurta, 3 çay bardağı şekeri ocakta el blenderı ile çırparak 15 dk pişirdim,
Sonra büyük miksıra alıp 20 dk. kıvamı gelene kadar çırptım,
Sıkma aparatı ile bezeleri sıkıp 170 derecede pişirdim,
Ancak ben fazla tutmuşum fırında narlar gibi kızardı !!!
Çok şekerli olduğu için biz yiyemedik fazla malesef,
Ünye'de Ramazanlarda yapılırdı beze ve biz çocukkken ATOM derdik,
Sarısı pidelerin üzerine sürülen yumurta akları Atom yapılırdı,
Hayırlı iftarlar Afiyet Şeker Olsun...

Muhteşem Çikolatalı Tatlılar

Tek başına mükemmel bir lezzet olan çikolata, içine girdiği her şeyi bambaşka hale getirir. İster çikolatalı kek yapın, isterseniz yaptığınız tatlıyı çikolata ile süsleyin, her şekilde de sonuç mükemmel olur. Çikolata tutkunları bunu bilir ve tatlılarda çikolata kullanmaktan asla vazgeçmezler. Çikolata severleri mutlu edecek alternatif çikolatalı  tatlı tarifleri ile enfes çikolata lezzetinin tadına varabilirsiniz.
Muzlu Çikolatalı Milkshake
Çikolatayı farklı bir şekilde sunabilmek için ona en çok yakışan tatlardan biri olan muz ile yapılabilecek hoş bir sunum olarak servis edebilirsiniz.
Malzemeler:
3 top bitter çikolatalı dondurma
2 adet olgun muz
1 çay bardağı çikolata
1 çay bardağı süt
1 bardak buz
Servis için:
2 adet 10 dakika derin dondurucuda bekletilmiş bardak
Sade krem şanti
Çikolata rendesi
1 adet dilimlenmiş muz
Hazırlanışı:
1. Servis harici tüm malzemeleri rondodan geçirip 10 dakika derin dondurucuda beklettikten sonra soğutulmuş bardaklara dökün.
2. Şantiyi ambalaj üzerindeki tariffe göre hazırlayıp sıkma torbası ile milkshake üzerine sıkın ve çikolata rendesi serpin.
3. Birkaç adet muz dilimi ile buz gibi içeceğiniz servise hazır.
Tatlının orijinali için Carte D’or’un sayfasına bakabilirsiniz. http://www.cartedor.com.tr/tarifler/muzlu-cikolatali-milkshake?t=167
Çilekli ve Çikolatalı
Tarif, yumuşacık bir meyveli ve çikolatalı kek karışımından oluşur. Piştikten sonra birkaç saat oda sıcaklığında bekletirseniz daha iyi sonuç alırsınız.
Malzemeler:
3 adet yumurta
1 çay bardağı şeker
3 çorba kaşığı un
1 çorba kaşığı kakao
1 paket şekerli vanilin
2 su bardağı krema
175 gram bitter çikolata
2 çorba kaşığı margarin
1 bardak doğranmış çilek
Servis için dondurma
Hazırlanışı:
1. Kuru malzemeleri bir kapta harmanlayın.
2. Başka bir kapta yumurta ve kremayı çırpıp unlu karışıma ekleyin.
3. Fırın kabını yağlayın, hamuru üzerine döküp doğranmış çilekleri dizin.
4. 180 derece ısıtılmış fırında 25-30 dakika pişirin. Kürdanla test edebilirsiniz.
İsteğe göre dondurma ile servis edilebilirsiniz.
Tatlının orijinali için Carte D’or’un sayfasına bakabilirsiniz. http://www.cartedor.com.tr/tarifler/cilekli-ve-cikolatali?t=201
Milföy Hamurunda Sıcak Çikolata
Çıtır çıtır hamur içinde çikolatanın ağzınızda dağılması hoşunuza gider. Üstelik pratik bir şekilde hazırlanması ile çay saatlerinin baş tacıdır. Özelikle sıcak servis etmeniz önerilir.
Malzemeler:
4 adet milföy hamuru
80 gram bitter çikolata
1 adet yumurta sarısı
Servis için çikolatalı ve vanilyalı dondurma
Hazırlanışı:
1. Milföy hamurlarının ortasına 4’er parça çikolata yerleştirip rulo şeklinde sarın.
2. Yağlı kağıt serili tepsiye, katlama yerleri alta gelecek şekilde dizin.
3. Üzerine yumurta sarısı sürüp 20 dakika buzdolabında bekletin.
4. 200 derecede ısıtılmış fırında 15-20 dakika pişirin.
5. Sıcakken üzerine dondurma koyup servis edin.

20 Haziran 2016 Pazartesi

BOLONEZ SOSLU LAZANYA TARİFİ

Lazanya, İtalyan mutfağının temelini oluşturan makarna tarifleri arasında lezzeti ve popülerliği ile ilk sıralarda yer alır. Peynirli, mantarlı, sebzeli ya da tavuklu lazanya tarifi gibi pek çok çeşit bulunsa da dünyaca ünlü yemeğin orijinal hâli, bolonez soslu; yani kıymalı olanıdır.​
Klasik lazanyatarifi üzerinde damak zevkinize göre yapabileceğiniz malzeme değişiklikleriyle farklı ve yaratıcı yorumlara da ulaşabilirsiniz.
MALZEMELER
15 adet lazanya yaprağı

Yarım kilogram kıyma
2 çorba kaşığı zeytinyağı
1 adet kuru soğan
5 afet orta boy domates
10 adet mantar
1 adet havuç (rendelenmiş)
2 diş sarımsak
1 çorba kaşığı toz şeker
1’er tutam tuz, karabiber
Beşamel Sos İçin:
2 çorba kaşığı tereyağı
2 çorba kaşığı un
2 bardak soğuk süt
100 gram kaşar peyniri (rendelenmiş)
Arzu edilen miktarda tuz, karabiber
Üzeri İçin:
1su bardağı toz parmesan
HAZIRLANIŞI
1. Bolonez sosu hazırlamak için 2 çorba kaşığı zeytinyağını, geniş bir tava içerisinde kızdırın. Üzerine yarım kilogram kıymayı ekleyip etin rengi dönene kadar kavurup pişirin.
2. 1 adet kuru soğanı yemeklik olarak, kabuklarını soyduğunuz domatesleri de küp küp doğrayın. Mantarları da istediğiniz şekilde doğrayıp sarımsakları ezin.
3. Rengi dönen kıymanın üzerine doğranmış soğanı, mantar ve domatesleri, rendelenmiş havucu, 2 diş sarımsağı, 1 çorba kaşığı toz şekeri, 1’er tutam tuz ve karabiberi de ilave edin. Biraz karıştırıp kaynamaya bırakın.
4. Sos kaynadıktan sonra ise ocağın ısısını düşürüp tavanın kapağını kapatın. Bu şekilde yaklaşık 1 saat kadar pişmeye bırakın. Süre dolunca sosu ocaktan alın.
5. Beşamel sos için öncelikle 2 çorba kaşığı tereyağı eritin. Eriyen yağın üzerine 2 çorba kaşığı unu döküp rengi dönene dek, yaklaşık 1 dakika kavurun.
6. Ardından, 2 bardak soğuk sütü ekleyin ve sos, muhallebi kıvamını alıp kaynayana kadar hiç ara vermeden karıştırın.
7. Kıvamını bulan sosa son olarak rendelenmiş kaşar peynirini de katın ve peynir eriyip dağıldıktan sonra sosu ocaktan alın.
8. Isıya dayanaklı fırın kabına hazırladığınız beşamel sostan bir miktar döküp yayın. Üzerine 5 adet lazanya yaprağını serin. Bolonez sostan da bir miktar alıp lazanya yapraklarının üstünü kaplayın. Bu işlemleri lazanya yaprakları bitene kadar tekrarlayın.
9. En üst kata son olarak artan beşamel sosu boşaltın. Makarnanın üzerini 1 su bardağı parmesan peyniri ile kaplayın.
10. Kıymalı lazanyayı, 180 derecede ısıtılmış fırında pişirin. Üzeri kızaran yemeği fırından alıp servis edin.
Bolonez soslu lazanyanız hazır; afiyet olsun.

Knorr’un mutfak dünyasına ait en özel bilgileri ve püf noktaları paylaştığı www.herkessofraya.comadresini takip ederek dünyaca ünlü daha pek çok lezzetin tarifine ulaşabilirsiniz.

16 Haziran 2016 Perşembe

SAHURDA SARIMSAKLI EKMEK

PEMBE KEKİK fotoğraflarla öyle bir anlatmış ki,  okurken  acaip canım çekti,
Zaten Ramazan'da hamur işlerine karşı bir zaafım oluyor,
Sahur için yapmayı aklıma koydum,
 Yatarken 12 gibi hamuru yoğurdum, üzerini streçledim,
Saat 2'de uyandığımda hamur 2 katına çıkmıştı,
Hamurdan ceviz büyüklüğünde bezeler yaptım tepsiye dizdim üzeri için tereyağı, sarımsak, dereotu ve tuzu karıştırıp bezelerin üzerine sürüp rendelenmiş kaşar peyniri de serptim.
Veee fırına verdim...
Sarımsaklı Ekmek
Malzemeler 
6-7 su bardağı un
1 su bardağı yoğurt (oda sıcaklığında ve mümkünse yoğurdun en sulu kısmından)
1 su bardağı tereyağı (oda sıcaklığında diş macunu kıvamında)
1 su bardağı maden suyu
1 çorba kaşığı instant maya
3 çorba kaşığı toz şeker
1 tatlı kaşığı tuz
Üzerine
150 gr tereyağı (oda sıcaklığında)
3-4 diş dövülmüş sarımsak
½ demet kıyılmış dereotu veya 1 tatlı kaşığı kuru kekik 
Rendelenmiş kaşar peyniri
Tuz

Hamuru o kadar yumuşacıktı ki,
Ertesi gün ısıtınca bile sertleşmedi yumuşacıklığını korudu,
Sadece üzerindeki sarımsak ağırlaşmıştı,
Bu hamur ile peynirli poğaça da harika olur,
Onu da deneyeceğim,
Fırında pişerken tüm evi nefis bir sarımsak kokusu sardı,
Ev ahalisi sahura bu koku ile kendiliğinden uyandı :))
 Bir buçuk tepsi oldu benim ekmekler,
Ayy yazarken bile ağzım sulandı,
Tarif için Pembe Kekik'e teşekkürler
Dün akşam sahurda ise bizim oraların kuru yufkasını ıslatarak yapılan tava böreğini yaptım,
Arasına arzuya göre ya kıyma ya da peynir konuluyor,
Ünye'de Ramazan gelmeden konu komşu bahçeye veya terasa sac kurarlar yufka açarlardı imece usulü,
Her evin ihtiyacı olacak ramazan yufkası açılırken biz çocuklar da Palaz yiyebilmek için onların etrafında dolaşırdık,
Palazı bilmeyenler için açıklayayım,
Açılan yufka hamuru tam kurutmadan sacın üzerinde pişirilir,
Pişen yufkanın yağlanıp katlanmış hali de Palaz olur...
Hala bu gelenek sürüyor bizim oralarda,
Kardeş Hüseyin Ramazan öncesi bir düğün vesilesi ile gitmişti Ünye'ye,
Balkondan aşağı bakınca bahçede yufka açan teyzeleri görmüş,
Palaz isteyip yedi mi bilmiyorum :)

Sahur için önerilere açığım,
En sevdiğim öğün Ramazan'da sahur
Uykudan kalkmış olsam da gece yarısı,
Sabah kahvaltısı gibi algılayıp gayet güzel yiyorum ve sahura da değişik şeyler yapmayı seviyorum,
 Ancak iftarla aram hiç iyi değil,
Bir çorba içince doymuş hissediyorum,
Çorbadan sonra ana yemekten çok az yiyorum,
Benim hayır diyemediğim ise Ramazan Pidesi,
Tulum peyniri ve pide ikilisine bayılıyorum
Sizin favori sahur iftar menüleriniz hangisi?

12 Haziran 2016 Pazar

BALKANLAR'DAN GÖÇÜ BİR DE ZERRİN DAĞCI'DAN OKUYUN

 ZERRİN DAĞCI AİLESİNİN HİKAYELERİ İLE  BİZE YAKIN TARİHİ ANLATIYOR
Ankaralı yazar F. Zerrin Dağcı “Balkanlar'dan Anadolu’ya Evvel Zaman Hikâyeleri” anlatıyor bizlere ikinci kitabında. Öyküler öyle güzel betimlenmiş ki, film izliyor gibi oluyorsunuz okurken kitabı.  Sahneler canlanıyor gözümüzde küçük Zerrin’in çocukluğuna bir yolculuk yapıyorsunuz. Onun, tozlu tavan arasında karıştırdığı valizden çıkan eski yazı mektupları bulduğundaki sevincine ortak oluyorsunuz. Kesinlikle çok okunmayı hak eden bir yazar Zerrin Dağcı. Kitap, tarihe bir kapı aralıyor bize o nedenle röportajımızı da antikacıların yoğun olarak bulunduğu Ankara Kalesinde gerçekleştirdik.
Yazar kimliği dışında F. Zerrin Dağcı kimdir, neler yapar?
TED Ankara Koleji ve Mülkiye/Uluslararası İlişkiler mezunuyum. Çok kısa süre Kültür Bakanlığı’nda çalıştıktan sonra, çalışma hayatıma uzun bir ara verdim. Bu süre içinde yurt dışında çeşitli ülkelerde yaşadım. Yıllar sonra Türkiye’ye döndüğümde, bir süre Ulaştırma Bakanlığı’nda çalıştım. Bakanlıkta çalışırken, Gazi Üniversitesi’nde dört yıl “Diplomatik Konuşma ve Yazışma Teknikleri” dersini verdim. Bakanlıktan ayrıldıktan sonra Ankara Üniversitesi’nde göreve başladım ve on yıl “Diplomatik İngilizce” dersini okuttum. 2010 yılında Yüksek Lisans yaptım. 2011’de Üniversite’mizin düşünce kuruluşu olan Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezinde “Avrupa Birliği’nde Güncel Gelişmeler” adlı semineri İngilizce olarak vermeye başladım. Bu da üç yıl sürdü. Şimdi Mülkiye’de çalışmalarıma devam ediyorum. Protokol ve iletişim konusunda dernek ve kuruluşlara seminer veriyorum.
BAHAR TEMİZLİĞİ YAPMAYI SEVİYORUM

 İlk kitabınız Geçmiş Zaman Bahçesi 2004 yılında yayınlandı ve siz ikinci kitabınızda da “Balkanlardan Anadolu’ya Evvel Zaman Hikâyeleri” kitabınızla geçmişe bir kapı aralıyorsunuz. “Eski duygular, eski insanlar. Pasları ovup temizleyince karşımızda parlıyorlar.”“ Hayat odama çekidüzen vermeyi, hayatımın bazı bölümleriyle hesaplaşmayı, bahar temizliği yapmayı seviyorum” diyorsunuz. Bu bahar temizliğinin bir ürünü mü kitabınız?
Çocukken aile büyüklerimizle çok iyi bir diyaloğum vardı. Anneannemle, dedemle ve onun ablası olan büyük halamla uzun sohbetler eder, konuştuklarımızı not alırdım. 2000 yılında anneannemin vefatından sonra bunları yazmaya karar verdim.

Herkesin geçmişle ilgili anıları vardır. Bunlar sözlü tarih ve ben sözlü tarihi çok önemsiyorum. Her şey baş döndürücü bir hızla değişiyor. O günlerin giyimini, yeme içme kültürünü, sosyal ilişkilerini, kısacası yaşantısını bizden sonra gelenlere anlatmak lazım. Bugünü anlayabilmek için dünü bilmek gerekiyor. Yoksa nerelerden bugünlere geldiğimizi bilemeyiz. İşte bu kitap böyle bir çalışmanın ürünü. 
Küçük yaşlarda size İngilizce ve Fransızca masal kitapları alan dedenizin yazı yazmanızda itici bir güç olduğundan bahsetmişsiniz. Dedenizin hayatınızdaki rolünü tek bir cümle ile nasıl tanımlarsınız?
“Dedem benim hayat rehberim olmuştur” diyebilirim. Okuma ve yazma konusunda beni çok teşvik etmişti. Yabancı diller öğrenmemi çok istemişti. Bu nedenle de büyüyünce okumam için hem İngilizce, hem de Fransızca masal kitapları almıştı.

Seyahat etmeyi de bana o sevdirdi. Birlikte gezmeyi çok severdim. Tüccar olduğu için sık sık birlikte İstanbul’a giderdik. İşleri bittiğinde de bana İstanbul’u gezdirirdi. Babasının ona hediye ettiği  “Hayvanlar Âlemi” kitabını, ortaokul diplomasını, ailesinin kendisi cephedeyken dedemden haber alınamadığı için Hilal-i Ahmer’e (Kızılay) yazması üzerine gelen cevabi yazıyı, babasının bir mektubunu bana vermişti. Hepsini özenle saklıyorum.
AVUSTURALYADAKİ MAVİ DAĞLARA GİTTİM

“Önce ışıkları söndürdüm. Yüreğimin ışıklarını açtım. İç saraylarım ışıl ışıl oldu” cümleleri geçiyor kitapta. Birbirini tamamlayan hikâyelerin yer aldığı bu öykü kitabında yer alan en ışıklı anınızı paylaşabilir misiniz?
Aslında birden fazla anı var. Aile büyüklerimden, dedemin annesinin doğup büyüdüğü Şumnu’ya gidişim benim için çok önemlidir. Ailemde, büyük annemden sonra o kenti ilk gören benim. Daha kentin tabelası göründüğünde heyecandan dizlerim titredi, gözlerim doldu, o gece uyuyamadım. 

Sonra neredeyse doğduğum günden itibaren yatak odamdaki duvarda asılı olan iki resim vardı. Biri İsviçre’nin Ticino kantonundaki San Salvatore Tepesi, diğeri de Avustralya’daki Mavi Dağlar. Küçüklüğümden beri, “büyüyünce buralara gideceğim” derdim. Gerçekten de gittim. 
1908 YILINA AİT DEDEMİN FOTOĞRAFININ HİKAYESİ

Kitabın son sayfalarında ailenizin fotoğrafları da yer alıyor. En dikkat çekici olan 1908 yılına ait dedeniz Hulusi Şen’e ait bir fotoğraf. Kitapta anlattığınız fotoğrafın hikâyesinden bahseder misiniz?
Anlattığım olay İstanbul’da geçiyor. Dedem ilkokula gidiyormuş, sanırım dokuz yaşında o sıralar,  ailesinin evde olmadığı bir anda,  kapının önünden geçen seyyar dondurmacıdan bir tepsi dondurma alıyor ve tamamını kimseye göstermeden arka bahçede yiyor. Bir süre sonra midesi bulanıyor, el ve ayakları şişmeye başlıyor. Kötü bir şey olacağını anlıyor, öleceğini düşünüyor. O sırada evden alış verişe giden bir hizmetliyle beraber atlı arabaya binip Hamidiye Caddesi 2 numaradaki Costaki Vaphiadis’in fotoğraf stüdyosunun önünde iniyor. Amacı, öleceğine inandığı için bir fotoğraf çektirip ailesine kendinden bir hatıra bırakmak. 

Eve döndüğünde anne ve babası oğullarını yüzü sapsarı, elleri ayakları şişmiş gördüklerinde şaşırıyorlar. Dedem de onlara öleceğini, Costaki Beyden fotoğrafını almalarını ve hatıra olarak saklamalarını rica ediyor. Babası da hemen dedemi hastaneye götürüp tedavi ettiriyor. O fotoğraf sonradan stüdyodan alınıyor ve gerçekten de bir hatıra olarak kalıyor. 
ANNEANNEMİN CEVİZLİ KEKİ

Anneannenizin cevizli kekinin mis gibi kokusu ile kitabı okudum. Tarifini de kitapta verdiğiniz cevizli keki özel kılan nedir?
O kek ailemiz için çok özeldi. Neredeyse hiç bitmez, sürekli yenisi yapılırdı. Anneannem, yola gidene, yoldan gelene, karne alana, komşulara, çocuklara kek yapıp götürürdü. Hatta kapının önünden geçen çocuklar anneannemi balkonda görüp hatırını sorduklarında hemen bir dilim kek verirdi, hiç boş geçirmezdi.

Bir de eskiden doğup büyüdüğüm Boyabat’taki evimizin hemen yanında bir un değirmeni vardı. Unu oradan gelirdi, cevizi bahçemizden, yoğurdunu anneannem mayalamış olurdu, yumurtalar kümesteki tavuklarımızın ürünüydü. Bütün bunlar da o keki özel ve “bizim” kılıyordu.

Yanında da vişne şurubu içerdik. Tabii ki vişneler bahçemizdendi. Anneannem, şurubu vişne reçelinden yapardı. İçine de bir tane vişne atardı.
ÇALIŞMA MASAMIN ÖNÜNDEKİ SALLANAN AT ÇOCUKLUĞUMDAN

1896 yılında dedenizin babasının büyük babaannenize yazdığı bir mektubun salonunuzun duvarında asılı olduğunu söylemişsiniz. Bu tarihi belgeler mi size ilham veriyor kitap yazmak için?
Tabii ki. Sadece o değil, biraz önce bahsettiğim Hilal-i Ahmer’den gelen kart, dedemin cam üzerine yaptığı bir lale resmi, anneannemin işlediği bir tel işi benim duvarlarımı süsler. Dedemin şapka devriminden hemen sonra alıp giydiği bir şapka ile çektirdiği fotoğraf da duvarda asılıdır.

Bunların dışında vitrinde, dedeme ait antika bir saatin zembereği, onun bana verdiği bir not defteri, kalemi, annemin dedesine ait bir bardak durur. Dedem marangoz değildi ama el becerileri çok gelişmişti. Salondaki en büyük hazinem, dedemin kendi elleriyle yaptığı biri camlı diğeri bol çekmeceli iki güzel dolaptır. Bunları anneanne-dede evinin bodrumunda buldum. Harika bir onarım geçirdi ve salonumuzdaki yerini aldı.

Ayrıca raflarda aileden kalma pek çok biblo ve fotoğraflar da var. Çalışma odamda 1900’lerin başında alınan Philips marka radyo duruyor. Masamın hemen önünde bebekken bindiğim sallanan at var. Çalışırken arada ayağımla sallamaktan çok keyif alırım. Bu kadar hatıra eşyasının içinde yazmamak mümkün mü?
KENDİMİ HEİDİ’YE BENZETİRDİM

“İşte yine mevsim sonbahar, pardon, mevsimlerden ayva ve nar. Bahçeye bakıyorum, ayvalar olmuş, narlar da. Bu sene ayvalar bol, yoksa kış soğuk mu geçecek?” diyor kitapta çocuk Zerrin. Doğayla iç içe geçen bu çocukluğunuzun hayatınıza nasıl bir etkisi oldu?
Çocukluğum tek kelimeyle “şahane” geçti. Kendimi Heidi masalındaki küçük kıza benzetirdim.  Annemle babam Ankara’da, ben büyüklerimle Boyabat’taydım. Babam Ankara’ya tayin olunca anneanne ve dedem beni vermemişler. Annemle babam beni ancak özel bir okula (TED Ankara Koleji) vermek istedikleri için altı buçuk yaşımda Ankara’ya getirebilmişler.

Boyabat’ta kocaman bir bahçemiz, güzel bir evimiz, bu evde o zamanlar bekâr olan teyzelerim vardı. Üst katta dedemin ağabeyi, eşi ve iki kızı otururdu. Evde üç kedi, bahçede kocaman bir kangal köpek vardı. Ayrıca paçalı güvercinden ceylana, tavşandan tavuk ve horozlara ve büyük baş hayvanlara kadar çeşit çeşit hayvan besledik.  Böyle harika bir ortamda büyüdüm ben. Doğa, hayvan ve insan sevgisi bende daha çok küçükken gelişmişti.

Bunların sonucu olarak da çevreye duyarlı, insan ve hayvanlara saygılı bir çocuk olarak büyüdüm. Küçük yaştan itibaren bitkilerin ve ağaçların büyümesini izledim. Onlara nasıl emek verildiğine tanıklık yaptım. Sokağımdaki, iş yeri bahçemdeki ağaçlar ve çiçekler hala ilgi alanımdalar, onların çiçeklenmelerini ya da yapraklarını dökmelerini fotoğraflamayı çok severim. Kardeşimin golden’i Cesur’la da sevgi dolu bir ilişkim var.
Sürekli üreten bir yazarsınız.Okurlarınıza yeni bir roman müjdeniz var mı? 

Tabii ki. İki yıldır bir roman üzerinde çalışıyorum. 1908 ile 1912 yılları arasında İstanbul’da geçiyor. Ayrıca kendi fakültemde de Mülkiye tarihi ve mezunları üzerine bir kitap hazırlıyorum. İki kitap bir arada zor oluyor ama bittiğinde güzel bir şeyler çıkacağına eminim.

8 Haziran 2016 Çarşamba

KÜBA KONSEPTLİ YAZA MERHABA PARTİSİ FİTİZ'DE

Elvan ve Elvin o kadar renkliler ki, 
Yaza Merhaba Partileri de bir o kadar renkliydi,
İlk tanıştığımızda kanımız kaynamıştı birbirimize,
Bir de hemşehri olduğumuzu öğrenince iyice ısındı içimiz,
Onlarda Karadeniz Kadınının güçlü duruşu ve çalışkanlığı var,
 Stileo olarak yıllar öncesinden tanıyordum ben zaten Elvin Odabaşı Pekiyi'yi,
Arkadaşım Sibel takip ediyordu büyük bir ilgiyle onun vesilesi ile ben de tanımıştım,
Bu çok zevkli, şık ve içten kadını,

Elvan Odabaşı Kanar  ise herkesin takdirini kazanmış bir diyetisyen.
Formeo'da sağlıklı ve kaliteli yaşam elde etmenin yanı sıra doya doya yaşamanın sırlarını da paylaşıyor. 10 yılda bir çok kişinin hayatına dokunmuş ve onları istedikleri kiloya ulaştırmış,
Bu partide Fitiz 10. yıllını kutladı ,
Formeo'ya başvuran ve kilolarından kurtularak mezun olan her yaşta kadın, erkek ve çocuk danışan oradaydı,
Mezunların kep atma töreni Elvan'ın onların hikayesini anlattığı sunum ile yapıldı,

Harika bir açık büfe hazırlanmıştı,

Tatlı fit hamburger bu büfenin en lezzetlisiydi,
İçinde krema, muz ve çilek parçaları, üzerinde kakaolu krema ile hem diyet hem de lezzetli yiyecekler yiyebileceğimizin kanıtıydı bu tatlı hamburgerler, 
Avokadolu somon füme kanepeler,
Aşk dilimi tatlısı, üzerinde frambuazlı sosu ile müthiş bir tattı,
Fitizdiet Mutfağa uğrayarak sizler de bu hafif lezzetlerle tanışabilirsiniz ...

Bu renkli partinin renkli konukları vardı,

Bloggerler ve instablogger'lar oradaydı,
Bol bol fotoğraf çektik,
Sanal ortamda takipleştiğimiz tatlı kadınlarla tanışmak hoşuma gitti,
Küba konseptine uygun müzikle de kulaklarımızın pası silindi,

Biz yaza FİTİZ diyerek MERHABA dedik,
Bu abla kardeş çok başarılı, enerjik ve yaratıcı,
Onların ellerini attığı her şey bir başka güzel oluyor,
10. yılını kutladığımız Elvan ve Elvin'e daha nice nice yıllar diliyorum.....

6 Haziran 2016 Pazartesi

Sokak Hayvanlarına “Me-How” El Uzatıyor


Me-How ile yolumuz bir festivalde kesişti. Stantları öyle çekiciydi ki, birbirinden sevimli hayvan dostlarımız gülümseyerek Merhaba diyorlardı sanki. Satılan her bir üründen elde edilen gelir sokak hayvanları yararına kullanılıyor. Tangün ve İrena bana Me-How Projesinden bahsedince çok heyecanlandım. Bu çorbada benim de bir tutam tuzum olabilirse ne mutlu bana. 

Projeyi daha çok kişiye duyurmak ve destek verilmesini sağlamak için  onlarla aşağıdaki röportajı gerçekleştirdik. Hayallerindeki simülasyon ve doğal yaşam parkını hayata geçirmek  için  sponsor desteklerine ihtiyaçları var.

 -         Tangün Aytuğ CANER kimdir neler yapar sizi tanıyabilir miyiz?

Üniversite öğreniminden önce çeşitli firmalarda yazılım ve veri tabanı uzmanı olarak çalışarak teknoloji alanında kendimi geliştirmeye yöneldim. Üniversite sonrasında birkaç firmada ortaklık yaptıktan sonra kendi şirketim olan I2 Network & Technologies Ltd. Şti. firması üzerinden teknoloji alanında projeler geliştirmeye devam etmekteyim.
Hayvanlar ile arkadaşlığım çok küçük yaşta başladı, ilk öğretim hayatımdan itibaren evimden hiç hayvan eksik olmadı. Kedilerim, köpeklerim, balıklarım ve kuşlarımla büyüdüm. 2011 yılında bir organizasyonda en az benim kadar hayvan delisi İrena Selma KIRCALI ile tanıştım. O günden bu yana birlikte hayvan dostlarımıza ve SAHİPSİZ olan her canlıya çözümler üretmeye çalışıyoruz. 

BEN... ?  NASIL...?  

-         Projenin adı ilgi çekici neden Me-How ?
 Projemize kedi, köpek seslerinden esinlenerek Me-How? adını verdik. Bu güne kadar Sen de yardım edebilirsin, sen de hayat kurtarabilirsin” dediğimiz kişilerden, “Ben?... Nasıl?...” şeklinde cevaplar aldığımız için bu ismi verdik.
Bu projeyle şehirlerdeki muhtaç sokak hayvanları adına yapılan çalışmaları; bilişim teknolojilerinden destek alarak düzenli, kontrollü ve yeterli hale getirmeyi hedefliyoruz. 
-         Ekibinizde kimler var? Kaç kişi çalışıyorsunuz projede?
      Projeye başladığımız günden bu yana arkadaşlarımız en büyük destekçimiz oldu. Karşılaştığımız her sorun; alanında uzman arkadaşlarımızın yardımıyla çözüldü. Me-How? Projesi’ne inanan gönüllülerimiz bizleri asla yalnız bırakmadı.
 Biz çok kalabalık bir aileyiz. Proje yöneticisi Tangün Aytuğ CANER ve ben proje koordinatörü İrena Selma KIRCALI Me-How projesinin kemik kadrosu olsak da Me-How’a inanan herkes bizim ekibimiz içinde yer alıyor.


-  Me-How?  Projesi ile şehirlerdeki muhtaç sokak hayvanları adına yapılan çalışmaları bilişim teknolojilerinden destek alarak düzenli, kontrollü ve yeterli hale getirmeyi amaçladığınızı söylüyorsunuz. Bu nasıl gerçekleşecek?

Me-How Projesi 2012 yılından buyana genç beyinler tarafından titizlikle ihtiyaç tespitleri ve anketler doğrultusunda Ar-Ge çalışmaları yapılarak geliştirilen bir proje. Türkiye’nin sokak hayvanları yararına yürütülen ilk ve tek bilişim destekli sosyal sorumluluk projesi olan “Me-How?” Microsoft, Google, Amazon, Coca Cola, Habitat kalkınma, Avrupa birliği, Birleşmiş Milletler ve bir çok değerli kurum ve de kuruluşun desteği ile Microsoft Ankara’da yapılan Startup Weekend yarışmasında derece almıştır. Projemiz Birleşmiş Milletler-Kalkınma Programı basın bülteninde yayınlanmıştır.

SOKAK HAYVANLARI İLE ENGELLİLERİ BULUŞTURACAĞIZ

-         Sokak hayvanlarının terapi köpeği olarak eğitilip ülkemizde yeni olan “Animal Assisted Therapy” engelli insanlar için hayvan destekli terapi uygulamasında çalıştırılması da bu projede var değil mi? Bunu nasıl yapmayı planladınız?
 Ortak görüş olarak sahipsiz hiçbir canlı olmaması gerektiğini düşünüyor ve buna yönelik çalışmalar yapıyoruz. Sokaklarda yaşam savaşı veren, kimse tarafından sahiplenilmeyen ve hayatını idame ettiremeyen hayvanları kurmayı planladığımız doğal yaşam parkında; alanında uzman kişiler ile tam gün rehabilitasyon ve eğitime tabi tutup, yetiştirdiğimiz hayvanları engelli vatandaşlarımız ile buluşturmayı hedefliyoruz. 
                                                                                                                                                     Microsoft_Ankara ekibi
-         Me-How? Projesi’nin bilişim destekli hayvan koruma ve kurtarma projesi olduğunu söylüyorsunuz. Hayvanlar, bilişim ve bilgi teknolojileri nasıl bir arada toplanacak?

Tüm hayvan severlerin kolaylıkla kullanabileceği bir simülasyon platformu oluşturup; çocukların, yetişkin bireylerin ve çeşitli nedenlerden dolayı hayvanlarla yakın temas kuramayan kişilerin dahi sokak hayvanlarına yardım edebilmelerini ve bunu yaparken de eğlenebilmelerini sağlayacağız.
Oluşturulan simülasyon ile destekçiler yardımlarının hangi amaçlar dahilinde nerelerde kullanıldığını da online olarak takip edebilecekler.


 OYNAMAK İÇİN ALMA, YAŞATMAK İÇİN OYNA

 -         Ülkemizdeki sokak hayvanlarının çevre ve sağlık şartları, barınakların sosyal ve ekonomik durumu büyük sorunlarla karşı karşıya olduğunu biliyoruz. Bu büyük sorunları çözebilecek mi bu proje?
Hayvanlara yönelik olanaklarının az olması,  sağlık ve beslenme hizmetlerinin eksikliği, büyüyen, gelişen hayat şartları ile insanların duyarsızlaşması, bu konuda gerekli eğitimlerin ve mekanizmaların olmaması ya da yetersiz olması hayvanların doğal yaşam standartlarını iyileştirilmesine olan katılımın önündeki engellerden birisidir. Ayrıca, ülkemizdeki özel eğitim kurumları engelli vatandaşları toplumdan farklılaştırıp izole etmeye yönelik eğitimler vermektedir. Engelli vatandaşların yalnız ve sahipsiz kaldıkları senaryosuna dair çalışma yürüten hiçbir kurum yok.
-         Sokak hayvanları ve engelli vatandaşları meslek sahibi etmeyi amaçlıyorsunuz? Bunu nasıl başaracaksınız? Bu konuda nasıl bir desteğe ihtiyaç duyuyorsunuz?
 Türkiye’de belediye ve derneklerin hizmet alanları içerisinde bulunan hayvan bakım evleri, barınaklar ve rehabilitasyon merkezlerini; bilişim teknolojilerinden  yararlanarak güçlendirici ve geliştirici hizmetler oluşturmayı amaçlıyoruz. Sponsor desteği ile sağlık, dayanışma, danışma, eğitim ve rehabilitasyon merkezi kurmak ve bu hizmetlerin sürekliliğini sağlamak; bu merkezlere gelen sokak hayvanlarını rehabile edip terapi hayvanı olarak görevlendirmek, merkeze gelen engelli vatandaşlara bu terapi hayvanları vasıtasıyla rehabilitasyon sağlamak, ilerleme gösteren engelli vatandaşlara merkez dahilinde görevler vererek, maaş/ SGK sağlayıp emekli etmek, zaman içinde tüm il ve ilçelerde benzeri hizmet ve çalışmaları yapabilecek hale getirmeyi istiyoruz.


HAYALİMİZ DOĞAL YAŞAM PARKI VE SİMÜLASYONU


-         Avrupa ülkelerinde hayvanlar için doğal yaşam parkı projeleri olduğunu biliyoruz. Siz de kimsesiz hayvanlar için Doğal Yaşam Parkı oluşturmayı hedefliyorsunuz. Bu konuda mali desteği nasıl sağlayacaksınız?
 Bizler, bünyesinde kimsesiz hayvanlar için oluşturulacak bir Doğal Yaşam Parkı ve Doğal Yaşam Parkı simülasyonu bulunduran Me-How? Projesi ile sorun olan kaynak kıtlığına ek mali destek sağlanmasını amaçladık. Çocuklar ve yetişkinler oyunlar ile eğlenip aynı zamanda eğitilirken kimsesiz hayvanlara da yardım edebilecekleri bir platforma daha fazla ilgi göstereceğini düşünüyoruz.
 Fakat elbette ki simülasyon ve doğal yaşam parkının kuruluş aşamasında sponsor desteklerine ihtiyacımız var.

MEHOWSHOP GELİRİ İLE SOKAK HAYVANLARININ BAKIMINI YAPIYORUZ

-         Ankara’da sokak hayvanlarının durumu nedir? Bize biraz bilgi verebilir misiniz? Size bu projede Belediyeler STK’lar destek oldu mu?
Ankara ilçelerinde yapılan son araştırmalar sonucunda sağlanan verilere göre yerel kuruluşlar ve STK’ların himayesinde bulunan hayvan barınakları, rehabilitasyon merkezleri ve bakım evlerinde ki sahipsiz hayvan sayısı çok fazladır. Son tahminlere göre sokaklarda kimsesiz ve muhtaç sahiplendirilebilecek yada topluma kazandırılabilecek hayvanların sayısı da evcil hayvanların 4 katına ulaşmıştır. Mevcut olan barınaklardaki yetersizlik (kontenjan, alan, hekim, tıbbi malzeme, destekçi) bu hizmetlerin yeterli olmaması ve bakım evi sayılarının artmasını sağlayacak kaynakların kıt olması verilen hizmetin yetememesine sebep oluşturuyor.
 İşbirliği içinde çalışmalar yürüttüğümüz ve bize manevi destekte bulunan, yanımızda olan STK’lar var.
 Projemizi sunduğumuz gerek belediyeler gerekse özel firmalar kaynak kıtlığı dolayısıyla elimizden tutamadılar. Bizler de her zaman kedilerin kazanmadığına ikna olup projemize destek oluşturacak, en azından bakımını üstlendiğimiz hayvanların tedavi, aşı ve beslenme giderlerini karşılayabilecek MeHowShop’u kurduk.
-         Me-How Ekibi şimdiye kadar çeşitli organizasyonlarda bulundu bunlardan bahsedebilir misiniz? Buradan elde ettiğiniz gelirle neler yapıyorsunuz?
 Me-how ekibi bir çok seminer, konser, kermes, festival ve şenlik ile hayvanlara yardımcı olmaya çalışıyor. Organizasyon gelirleri ile Ankara’nın bir çok ilçesinde ve ülkenin çoğu il ve ilçelerinde besleme, aşılama, kısırlaştırma etkinlikleri düzenlenmektedir. Bu etkinlikler Park Me-how? ile sonuç verecek sokaklar hiçbir canlıya zarar verilmeden hayvansızlaştırılacak.
Me-how? Park’ta alışılmış barınak görünümünden çok uzak, temiz ve steril bir ortam yaratılacaktır. Aynı zamanda sosyal bir tesis olacak bu parkta hijyen, sağlık, sosyallik ve güvenlik ön planda tutulacak.
Microsoft_istanbul ekibi
- Me-How'a katılmak isteyen veya yardım etmek isteyenler size nasıl ulaşabilirler?
Aşağıda verdiğimiz adreslerden ve telefonlardan bize ulaşabilirler. İlginize çok teşekkür ediyoruz Mavianne.
projectmehow@gmail.com 
0 506 3863469-
 050638mehow numaralı telefon @mehowofficial 
fb.com/mehowshop
fb.com /mehow.co
fb.com /groups/mehow